31 Temmuz 2009 Cuma

Nizamettin Mollasalihoğlu-Yazı

.
.
Sen seni bil sen seni…
.
Dağlar arasında sıkışıp kalan Karadeniz insanı, moral ve motivasyonunu mizah yoluyla halleder.
Mizah, Karadeniz insanının doktorudur.
Bu yüzden Temel gibi profesyonel mizahi özelliği olanları da el üstünde tutarlar...
Mukallit olan bu karakterlerle söz yarışında baş etmek oldukça zordur.
Karadeniz insanı, söz düellosu için bu tür komik insanları karşı karşıya getirmede de oldukça mahirdir.
Karagöz -Hacivat misali diyaloglar kahve ve köy meydanlarında izleyenlerin neşe kaynağı olur.
Demokrat ve Halk Partisi’nden başka partinin olmadığı bir dönemdi…
Sağ-sol ve parti tartışmaları genelde bu iki parti üzerinde yoğunlaşırdı.
Halk Partililiğiyle tanınan Çolak İsmail, Güneşli bir günde tarlada çalışmış ve yorulmuştur.
Çalıştığı tarlaya yakın kahveye gidip yorgunluk çayı içmeyi düşünür.
Oldukça kalabalık kahveye gelince selam verir ve bir köşeye geçip oturarak konuşulanları dinlemeye başlar.
Demokrat partililiğiyle tanınan kel Dursun, Çolak İsmail’in gelişini fırsat bilir ve, “Uşaklar bu gün tarlada çalışırken bütün fasulyelerin sağdan sardığını (Fasulyeler kuzey yarımkürede sağdan, güney yarımkürede soldan sarar) gördüm. Hakikaten uşaklar, bu sol iyi bir şey olsaydı fasulyeler soldan sarardı” der.
Bu söylem karşısında çok rahatsızlık hisseden çolak İsmail, “eğer doğruysa” düşüncesiyle cevap vermemeyi tercih eder.
Dolaysıyla işin aslını öğrenmek için masadan kalkan çolak İsmail’e kel Dursun, “İsmail, çayını içmeden nereye gidiyorsun?”diye sorar.
Yapmak istediğini çaktırmamak için, “Dursun, bir şey unuttum eve gitmem gerek. Gelince çayı içerim” der.
Tarlanın dibinden girip başından çıkan çolak İsmail, “gerçektende tüm fasulyeler sağdan sarıyor” diye kendi kendine mırıldanır.
Ama karizma icabı bu lafın altında kalmaması gerektiğini düşünür.
Kahveye geri döner ve yerine oturarak çayını yudumlamaya başlar.
Konunun tekrar açılmayacağını fark eden çolak İsmail, “Dursun bey, demin anlattığınızı tam anlayamadım, aklım başka yerdeydi” der.
“He İsmail, yalan mı, fasulye sağdan sarmaz mı?” diye sorması ve konunun tekrar gündeme gelmesi çolak İsmail için kaçırılmayacak fırsat olur.
“Ula Dursun, söyle bana bakayım, imanın nerendedir?”
Kel Dursun, “neremde olacak, kalbimdedir” diye cevap verir.
Çolak İsmail, “peki kalbin sağında mı, solunda mıdır?” diye sorar.
Kel Dursun, “solumda” der.
Çolak İsmail, “Dursun, o zaman sen ne biçim sağcısın, imanına niye sahip çıkmıyorsun” diye cevap verir.
İlle de kendini ve fikrini haklı çıkarmak için olup olmayacak şeyleri gerçekmiş gibi gündeme getirmeye çalışan kel Dursun, bu cevap karşısında somurturken kahvedekilerin tamamı (sağcısı, solcusuyla) kahkahalarla gülerler.
.
Nizamettin Mollasalihoğlu

30 Temmuz 2009 Perşembe

Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden

.

Burhaniyeli Çocuklara Karikatür Kursu

.
.
Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, Belediye Gençlik Merkezi’nde açılan karikatür kursu ilgi gördü. Erdoğan Gazioğlu’nun verdiği kursun Eylül ayına kadar devam edeceği açıklanırken, kurs sonunda sergi açılacağı bildirildi.
Belediye Gençlik Merkezi, çeşitli kursların yanı sıra karikatür kursuna da ev sahipliği yaptı. Erdoğan Gazioğlu’nun öğretmenliğini yaptığı kurs ilgi gördü. Kursa katılan 18 çocuğu yaş gurubuna göre ikiye ayırdıklarını belirten Gazioğlu, “Kursumuza katılan çocuklar çok yetenekli. Çalışmalarımız sırasında ortak konular belirliyoruz. Çok esprili eserler ortaya çıkıyor. Konuların ortak belirlenmesi sırasında paylaşmayı öğreniyorlar. Nasrettin Hoca’nın torunları olarak mizah kültürümüzü gençlerimize vermek zorundayız. Kaymakamımız Ali Uslanmaz, belediye başkanımız Fikret Akova ve Gençlik Merkezi müdürü Ayfer Arıcan’a desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Okulları açılıncaya kadar devam edecek kursumuzda üretilen eserleri sergileyeceğiz” dedi.
İHA

Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden Karadeniz Mizah...

.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden

.

Davutoğlu'nu böyle çizdiler

.
.
Dünyaca ünlü ekonomi dergisi Economist Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu konu alan "atalarının rüyaları" başlıklı bir analiz ve karikatür yayınladı.
Türkiye'nin eski Osmanlı topraklarında nüfuzunu artırmak istediğine, bunda da Davutoğlu'nun başrol oynadığına dikkat çekti.
İran gösterileri sırasında gözaltına alınan İngiliz elçilik çalışanlarının Türkiye'nin diplomatik çabaları sonucu kurtulduğu ortaya çıktı. Aynı şekilde, ABD'nin uzun zamandır elinde tuttuğu İranlılar'ın serbest bırakılmasının da Türkiye sayesinde olduğu ilk kez öğrenildi.
"Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en etkili dışişleri bakanlarından biri" olarak tanımlanan Davutoğlu Economist'e Heybeliada Ruhban Okulu'nun yakında açılacağını söyledi.
Türkiye'nin akıllı dışişleri bakanı dört bir yanda hassas bir diplomasi izliyor. Ahmet Davutoğlu, ahlakçı yanı ağır basan dindar bir Müslüman. Ve, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en etkin dışişleri bakanlarından biri. Türk dışişlerinin son zamanlardaki diplomatik kıvraklığının son örneği, geçen haftalarda İran'daki protestolar sırasında tutuklanan İngiliz elçiliği çalışanlarının Türkiye'nin kapalı kapılar ardında yürüttüğü pazarlıkla salıverilmesi oldu. Yine Ankara'nın iki yönlü diplomatik kabiliyeti sayesinde, Amerikalılar tarafından 2007'de Irak'ta gözaltına alınan İranlı diplomatlar da Türkiye'nin çağrıları ardından bu ay başında serbest bırakıldı.
Davutoğlu'nun dışişlerine yaklaşımının iki ayağı var: Komşularla sıfır problem ve stratejik derinlik. Bu ikincisiyle kastedilen Balkanlar, Güney Kafkaslar ve Ortadoğu başta olmak üzere Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve kültürel bir nüfuz alanı oluşturulması... Türkiye'nin Avrupa Birliği nezdinde de böylelikle daha çekici hale geldiğini söyleyen Davutoğlu, Almanya ve Fransa'nın tam üyeliğe karşı söylemlerini ise 'kendi iç kamuoylarına oynuyorlar' diyerek açıkladı. Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun yakın zamanda açılacağından umutlu olduğunu belirtti.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Allah şifa versin

.
.
Böbürlenme, kendini beğenme ve çok defa bir üstünlük düşüncesi içinde bulunma diyebileceğimiz kibir, kişinin, bir kısım farklı özellikleri varmış gibi davranması, üstün bir karakter olduğunu ifade etmeye çalışması gibi tavırlarla bencilliğin (egoizm) dışa vurması sayılan bir çeşit cinnet ve ruhî bir rahatsızlıktır.
Böyle bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, özellikle de meslek, iş, yetenek açısından kendine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir.
Onlara karşı sürekli üstünlük hezeyanları yaşar.
Başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül etmez.
Edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hâle gelir.
Rakip saydıklarıyla verdiği mücadelede gonk çalmamış olsa bile maçın kesin galibi kendisini ilan eder.
Böyle bir hasta, sürekli “ben” düşünceleriyle soluklanır.
Her zaman tafralarla köpürür durur.
Kendinin değer yargılarında bulunmayan hiçbir düşünce ve davranışa iltifat etmez.
Ve ne yapar yapar hemen her konuyu evirir-çevirir kutsal(!) saydığı kendi düşüncelerine bağlar.
Bu hasta tip, başkalarının büyüklük ve meziyetlerine tahammül edemese de, yine de kendilerinden bir şey umduğu kimselerle aynı karelerde bulunmayı asla kaçırmaz.
Bu tür insanların arkasından koşturur durur.
Düz insanlarla bir arada bulunmayı, aynı kareye düşmeyi kendine zül sayar.
Bu insanlar bazı şeyleri okumuş gibi görünse de bilgisi kocaman bir sıfırdan ibarettir.
Görünme, bilinme, söze-sohbete konu olma, öldüren bir hırs ölçüsünde onun en büyük arzusudur.
Konuşmaların dönüp dolaşıp kendisine dayanmasını, diyalogların onun meziyetleri etrafında cereyan etmesini, hatta hayatının romanlara konu olmasını bekler.
Bütün bunlar olmayınca da hırçınlaşır, çevresini vefasızlıkla suçlar.
“Kadirbilmez nankörler, gerçeği görmez aymazlar, densizler, dirayetsizler” der.
Kibrini nefrete, öfkeye çevirir.
Patlamaya hazır bir garez bombası hâline gelir.
Ne diyelim,"böylelerine Allah şifa versin".

NASREDDİN HOCA, TİMUR'U HİÇ GÖRMEMİŞ!

.

.
Nasreddin Hoca ile Timur fıkralarına konu olan olayların, gerçekte Nasreddin Hoca ile İlhanlı (Moğol) valileri arasında geçtiğini bilmeden, yıllardır Nasreddin Hoca ile Timur fıkraları anlatılır, bunlar, özellikle bir takım gerçek olaylara da uydurulup, bir amaç için yola çıkanları, arkalarından birer ikişer terk eden korkak ve ikiyüzlüleri örneklemek amacıyla kullanılır. Halbuki, tarih, daha doğru bir isimlendirme ile TARİH BİLİMİ, Nasreddin Hoca ile Orta Asya Hükümdarı Timur'un (Timurleng) çağdaş bile olmadıklarını, farklı zamanlara ait iki apayrı kişilik olduklarını kanıtlamaktadır.

Araştırmacılığın ve yazılı kaynakların önemi, böyle olaylar vesilesiyle ortaya çıkıyor. Yazılı kaynakların, sadece akademisyenlerin tekelinde olduğunu zannedenler, bu durumu kolay kolay algılayamayacaktır. Oysa araştırmacılar, o yazılı kaynakları, mantık süzgecinden geçirip bize sunmuşlar. Bakmasını ve görmesini bilerek, yanımızda, yöremizdeki kitapları şöyle bir açıp baksak, anlayacağız.

Belki bugün bulunması biraz zor ama Araştırmacı Mehmet Önder'in yazdığı Nasreddin Hoca kitabı, buna güzel bir örnek... Mehmet Önder, Eski Konya Müzesi Müdürü... 1957'de, bu görevindeyken, Akşehir'deki Nasreddin Hoca Türbesi için hazırladığı proje, Akşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış. Muhtemelen, Nasreddin Hoca Türbesi'nin bugünkü şeklini ona borçluyuz. Mehmet Önder, Nasreddin Hoca ile ilgili bilgileri tarihî kaynaklardan derlemiş ve en önemlisi de, tarihin "Karşılaştırmalı bir bilim disiplini" olduğunu kanıtlayacak şekilde bu bilgileri başka kaynaklarla karşılaştırmış. Mehmet Önder'in kitabı, 1971 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmış. Ben bu kitabı 1996'da Beyazıt'taki Sahaflar'da bulmuştum.

Kitabın Nasreddin Hoca ve Timur efsanesi ile ilgili bölümlerini tarayarak buraya alıntılıyorum. Kitabın, 1960'lı yılların Türkçe imlâsı ve içeriği ile yazılmış kısımları, aynen bırakılmıştır. Kitaptan alıntılanan ilgili kısım ve taranmış kitap kapağı, ektedir.

Levent Elpen
adına
.
Daha geniş bilgi için TIKLAYINIZ

İzleyin,seveceksiniz.

.

İzlemek için TIKLAYINIZ

BATISÖZ SON SAYISINDA KARİKATÜR VE MİZAH İLE DOLU!

.
.
İki ayda bir yayınlanan Batı Radyonun yayın organı BatıSöz Dergisi Temmuz- Ağustos sayısında yine mizah ve karikatüre bolca yer ayırdı. Dosya konusu "2 Temmuz Sivas katliamı" olan dergide Mustafa Yıldız Asaf Koçak için bir yazı kaleme almış. Saat Kulesi Karikatürcüler Grubu "İzmirli Çizerlerin Mizah Sayfası" nı hazırlamış. Murteza Albayrak her sayıda olduğu gibi tam sayfa karikatürüyle yer alıyor. Bülent Habora "Gırgıristan Cumhuriyeti". Savaş Ünlü "Bir Tutamdı Özlemin". Olcay Yılmaz ise "Homo Economicus ve Düşünen İnsan" yazılarıyla yer alıyor.
.

Mustafa Yıldız

(saat.kulesi35@hotmail.com)

24 Temmuz 2009 Cuma

Nizamettin Mollasalihoğlu-Yazı

.
.
Tavuklar pulli pulli…
.
Kel Haydar mukallitliği ve mizahi hayat tarzıyla köyünde sevilen, sayılan kişiydi.
Yaptıkları kırıcı olsa dahi bu özelliklerinden dolayı ona kimse düşmanlık beslemezdi.
Uyguladığı senaryoları ev ve kahvelerde anlatılır, kahkahalarla gülünürdü.
Yokluğun, fakirliğin kol gezdiği 1950’li yıllardı.
Köyün neşe kaynağı olan kel Haydar, herkesin morallerinin sıfıra indiği bir kış gününde gurubunu bir araya toplar ve onlara, “uşaklar, herkes beni dikkatli dinlesin, bu akşam köylüye ziyafet çekeceğiz” der.
İşin içinde ziyafette var ya, gurup kel Haydar’ı pür dikkat dinlemeye başlar.
“Bakın uşaklar, siz üçünüz topal Ahmet’in evine, siz üçünüz krepi Mustafa’nın evine, Siz üçünüz da çolak İsmail’in evine gideceksiniz.
Uşaklar, iki kişi eve girecek ve hane sahibine ‘Haydar ağabeyimizin bu akşam evinde ziyafet var. Sizde ailecek davetlisiniz’ denirken diğer arkadaş bu durumdan istifade ederek kümese gidecek.
Kümese giden arkadaş, tavukların bağırmaması için hayvanın kafasını kanadının altına sokacak ve koltuğunun altına alarak doğruca bizim eve gelecek” der.
Kel Haydar’ın evinin önünde büyük bir ateş yakılır ve ateşin üzerine büyükçe bir kazan konur.
Davetliler tek tek gelmeye başlar.
Kel Haydar her gelen davetliye tüylerini yolması için de bir tavuk verir.
Tavuklar yolunur ve pişirilmek üzere büyük kazanın içine atılırlar.
Davetliler yerler içerler.
Dolaysıyla hepsi zevkten dört köşedirler.
Arada bir kel Haydar’a ayıp olmasın diye de “Sağ ol, teşekkür ederiz ama bu kadar zahmete ve masrafa ne gerek vardı” derler.
Kel Haydar’da onlara, “olur mu öyle şey, yiyin arkadaşlar, kendi malınız gibi yiyin, için keyfinize bakın” der.
Ziyafetten gayet memnun olan davetliler geç vakte doğru evlerinin yolunu tutarlar.
Evine varan krepi Mustafa davete iştirak etmeyen karısı Fadime’ye ziyafeti ballandıra ballandıra anlatır.
Krepi Mustafa fazla yemenin rehaveti ile hemen yatar ve sabahta erken kalkamaz.
Karısı Fadime sabah erkenden kalkar, inekleri yemlendirdikten sonra tavukları çıkartmak için kümese yönelir.
Kümeste üç tavuk yerine bir tavuk görünce doğruca uyuyan krepi Mustafa’nın yanına koşar ve “uyan, uyan kör olasıca herif, akşam bizim tavukları yediniz” der.
Uyku halindeki krepi Mustafa “ula kel Haydar, bize kendi malımızla ziyafet çektin neyse de beni bu ayının önüne atmana değer miydi? ” diyerek mırıldanır.
.
Nizamettin Mollasalihoğlu

Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden

.

CafCaf Forum Ödüllü Karikatür Yarışması

.
.
Konu:
'2012'de neler olacak?

Açıklama:
Foton kuşağı dedikleri de neymiş? Günümüz teknolojisi bir rüya mıymış? Rüyadan uyanacak mıyız? Mayaların takvimi 2012'de bitiyormuş, yenisini bastırsalar olmaz mıymış? İndigolarla falan alakası var mı bu işin? E, biz bunları hep bilimkurgularda izliyorduk diyenler, yoksa bilimkurgu şeytan işi mi? Şeytanın hilesi bu kadar açık olabilir mi? Neler olacak Allahım, ne kadar ilginç zamanlar bu zamanlar... Girin internete, araştırın, öğrenin, safınızı seçin, espri çıkarın, çizin gönderin!

Ödül:
Birinci olan kişiye, çoktan seçmeli hediyeler...*Dilerse Cafcaf Dergisi'nin ilk 17 sayısının cildi, *Dilerse Cafcaf tişörtü, *Dilerse Cafcaf'tan seçeceği bir karikatürün çizerinden imzalı, çerçeveli baskısı...

Jüri:
Asım Gültekin, Volkan Akmeşe, Faruk Günindi ve Yusuf Kot karikatürlere bakıp "hmm" diyecekler. Bir de halk oylaması olacak. Bakalım n'olacak?"

Son katılım tarihi:
30 Ağustos 2009
.
Daha geniş bilgi için TIKLAYINIZ

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden

Sanatçı verdiği sözü tuttu...

Türkiyeli Ressam-Karikatürcü Serpil Kar'ın çizdiği "Talat Portresi" KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Takdim Edildi...
.
.
Geçtiğimiz yıl düzenlenen "1. Uluslararası Aysergi-Pulya Karikatürcüler Buluşması" nedeniyle Kuzey Kıbrıs'a gelen ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ziyaret eden konuk karikatürcüler arasında bulunan Türkiyeli Ressam-Karikatürcü Serpil Kar, verdiği sözü tutarak, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bir portresini çalıştı...
Serpil Kar, çizdiği portreyi, Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği yetkilileri aracılığı ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a iletti... 03 Temmuz 2009 Cumartesi günü, saat: 10.45'te, Lefkoşa'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda, Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri'ni kabul eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Serpil Kar'ın çizdiği "Talat Portresi" takdim edildi...
Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği Başkanı Musa Kayra, Genel Sekreter M. Serhan Gazioğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Çakmak ve Yönetim Kurulu Üyesi Sevcan Çerkez'den oluşan Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği heyeti adına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a portreyi takdim eden Hüseyin Çakmak, konu hakkında basına açıklamalarda bulundu ve portrenin çiziliş amacını açıkladı...
.
Serpil Kar'ın çizmiş olduğu portreyi çok beğendiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "daha önce birkaç portremi çalışmışlardı ama yüzümü hep kilolu çizmişlerdi... Bu portre, beni gerçeğe en yakın bir şekilde yansıtan bir portre oldu, çok beğendim... Sadece bir eksiği var, hiç saç çizilmemiş... Tuz niyetine birkaç tutam çizilmeliydi" dedi... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bu sitemi üzerine, Hüseyin Çakmak "Hiç saçınız yok ki, nasıl çizilecekti?... dedi...
Yaklaşık bir saatlik görüşmede, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile karikatürcüler arasında siyasi, sosyal, kültürel sohbetler yapıldı ve karikatür sanatı üzerine çeşitli görüş alış verişinde bulunuldu...
Kaynak: Yeni Akrep

Yeni Akrep Mizah Dergisi'nin 83.sayısı Çıktı

.
Dergiyi izlemek için TIKLAYINIZ

METİN PEKER SEBEBİYLE KARİKATÜRCÜLER DERNEĞİETKİNLİKLERİNE BİÇOK KARİKATÜRCÜ İŞTİRAK ETMİYO!..

.
.
Dikkatinizi çekti mi bilmiyom. Ben geçenlerde farkettim hadiseyi. Farkettim ve hakkaten çok üzüldüm.
Şimdiki kuşak karikatürcüler pek bilmiyorlar. Karikatür Müzesi eskiden İstanbul'daki Tepebaşı'nda idi. Barakalardan yapılma sevecen bi mekandı. Bu mekan, hem Karikatür Müzesi idi hem de Karikatürcüler Derneği genel merkezi idi. Sözünü ettiğim bu yerde şimdilerde TÜYAP Kitap Fuarı Merkezi mevcuttur.
O zamanlar karikatürcülerimizin sayısı iki elin parmakları kadar falandı. Hadi, bu sayıya ayak parmaklarımızı da ekleyiverelim. Topluca bi sayı verirsek, karikatürcülüğü profesyonel olaraktan yapan 20 kişiyi geçmiyodu bu sayı. Ama yine de biribirimize karşı saygılı, yardımsever, duyarlı ve hoşgörülüydük.
Çok iyi hatırlıyom, bi karikatür etkinliği düzenleneceği zaman imece usulüyle yardımlaşırdık. Etkinlik açılışları kalabalıktan geçilmezdi; karikatürcülerle karikatürseverler içiçeydi.
Fakat bu durum şimdilerde pek öyle diil. Metin Peker denen anti bi kişiliğin dernek başkanlığını uluslararası hukuka aykırı bi şekilde işgal etmesiyle işler ters döndü. Karikatürcüler Derneği'ne kırılmayan, küsmeyen, öfkelenmeyen kimse kalmadı.
Karikatürk Bülten'den, internetteki karikatürcüler yazışma gruplarından, Karikatürcüler Derneği'nin resmi internet sitesinden haberleri izliyorum sürekli. İzledikçe içimi bi hüzün kaplıyo, üzülüyorum. İçine düştüğümüz durum nedeniyle iç çekiyom sürekli.
Niye iç çekmiyeyim ki birader. Bi bakıyosunuz, Karikatürcüler Derneği genel merkezinde bi karikatür sergisi tertiplenmiş. Sergi açılışına iştirak eden kişilere bi bakıyoz, hep aynı kişiler.
Bi bakıyosunuz, Karikatür Müzesi'nde karikatür mevzuunda bi etkinlik tertiplenmiş. Etkinliğe iştirak eden isimlere bi bakıyoz, hep aynı kişiler.
Bi bakıyosunuz, Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması mevzuunda rakılı leblebili bi kutlama töreni tertiplenmiş. Kutlama törenine iştirak eden isimlere bi bakıyoz, hep aynı kişiler.
İstanbul'da, Karikatürcüler Derneği himayelerinde tertiplenen tüm karikatür etkinliklerinde hep ayni trajedi ile karşılaşıyoruz.
Neden bu böyle?
Niye bu böyle?
Niçin bu böyle?
Nedeni, niyesi, niçini çok basit. Metin Peker birader
Karikatürcüler Derneği'nde gücendirmedik insan bırakmadı. Bu yüzden böyle oluyo. Metin Peker biraderin isminin, cisminin ve gölgesinin olduğu karikatür etkinliklerine kimse iştirak etmiyo, etmek istemiyo. Kazara bu etkinliklere iştirak etmek isteyen olsa bile, Metin Peker biraderin mahkeme duvarını andıran agresif yüz hatları sebebiyle biçok kişi etkinlik yerinden nasıl kaçacağını şaşırıyo. Hadise bu şekilde zuhur edincek, Karikatürcüler Derneği'nin etkinlikleri hep aynı kişilerin katılımıyla gerçekleşiyo ve böylelikle ortaya çok dramatik, acımtrak ve mahzun bi durum çıkıyo. Yazık valla. Bu böyle olmamalıydı ama oluyo işte.
Yüzüklerin Efendisi filimini bi çoğumuz izlemişdir herhalde. Bu filimde, iyilerin kötüleri yenmesi ana tema olaraktan işleniyo. Orta Dünya'yı ele geçirip imparatorluğunu kurmaya çalışan karanlıkların ve kötülüklerin efendisi Lord Sauron'a (Metin Peker) ve onun müritleri olan Org'lara karşı verilen savaşım anlatılıyo. Tıpkı şimdilerde Metin Peker'e karşı yaptığımız muhalefet çalışmaları gibi.
Simdik diyceksiniz ki bu savaşın galibi kim olcek? Ne biliyim birader. Kötü olan kazanacak elbet. Şaka bi yana, bu savaşın galibi elbette ki biz iyiler olacağız. Karanlıkların ve kötülüklerin efendisi Lord Sauron'u yeninceye dek mücadelemizi devam ettireceğiz.Karikatürcüler Derneği'nde elbet bi gün iyilik kol gezecektir. Karikatürcüler Derneği'nin düzenlediği etkinliklerde elbet birgün izdiham yaşanacaktır. Karikatürcüler Derneği'nde
.
Derviş Kerimoğlu

21 Temmuz 2009 Salı

Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden
.
Kemençe Mizah Sayfası-159
. Net izlemek için RESMİN üzerini tıklayınız.

Norveç Uluslararası Editoryal Karikatür Sergisi

.
Norveç'te düzenlenen uluslararası editoryal karikatür sergisi (the right of freedom of expression )albümü yayınlandı..Seçilen 156 çalışmanın Norveç karikatür galerisinde izleyicilere sunulduğu sergiye 22 ülkeden davet edilen toplam 59 karikatürist katıldı..Türkiye'den İzel Rozental ve Oğuz Gürel ile Norveç'ten Firuz Kutal'ın çalışmaları da sergide yer aldı.


Oğuz Gürel
oguzgurel@superonline.com

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Süper Kahramanlar Yaşlanırsa...

.

İtalyan karikatürist Soffriti süper kahramanların karizmasını çizdi.
Soffriti’nin çizgilerinde Superman göbekli, Batman kel. 70 yıllık süper tayfanın ihtiyarlık halleri gözler önünde...
İlk süper kahraman Süpermen’in yaratıldığı 1933’ten bugüne 76 yıl geçti. Bu 76 yıl içinde Che Guevera 1967’de işkenceyle öldü. John F. Kennedy, Dallas’ta talihsiz bir suikasta kurban gitti. Barışın simgesi Ghandi, fanatik dincilerin elinde can verdi. Berlin Duvarı bile yıkıldı. Ama ne Süperman’in saç modeli değişti, ne Örümcek Adam’a emekli maaşı bağlandı ne de Batman’ın yüzünde kırışıklıktan eser var. İşte her Allah’ın günü dünyayı kurtaran ve Azrail’e nal toplatan bu “süper tayfa”ya bir miktar inandırıcılık katmak isteyen İtalyan çizim sanatçısı Donald Soffriti, süper kahramanları 70’lik halleriyle çizdi ve bunu kitaplaştırdı. Soffriti’nin, çizgi kahramanları yaratıcılarının silahıyla vuran ve kahramanların sarsılmaz imajını tepetaklak yapan kitabının adı Superherœs’ Decadence yani Türkçesiyle Süper Kahramanların Çöküşü.
Süper amca ne hale gelmiş...
Soffriti’nin kitabında, okuyucusuyla eş zamanlı olarak yaşlanmış süper kahramanlarımızı dünyayı kurtarmanın çilesiyle düştükleri “gerçek hallerinde” görüyoruz. Kaptan Amerika, kel ve göbekli haliyle burgercide tek başına karnını doyuruyor. Örümcek Adam, oldukça çelimsiz ve altında bezi var. Tekerlekli sandalyedeki ak sakallı Batman, sadık yardımcısı Robin olmasa pek kıpırdayacak gibi görünmüyor. Kedi Kız, dört ayağı üstünde perperişan. Fantastik Dörtlü’deki Lastik Adam süpermarkette iki büklüm sepet sürüyor. Doktor Octopus kollarında poşetlerle akşam alışverişinden dönüyor. Ecel gelmiş süperlik müperlik yalan olmuş...
İtalya’nın Cem Yılmaz’ı
Bologna’daki Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim aldıktan sonra çizgi roman üzerine eğilen Soffriti, çeşitli kitaplar için illüstrasyonlar yaptıktan sonra animasyonlarda çalıştı. 11 Nisan 1967 doğumlu olan Soffriti, Disney için yaptığı W.I.T.C.H ile uluslararası üne kavuşmuştu. Karikatürist, saygın sanatçılarla yaptığı işbirlikleri ve esprili çizimleriyle İtalya’nın yükselen değerleri arasında gösteriliyor. Soffriti, insanoğlunun sınırlarını tiye aldığı bu son çalışmasıyla birkez daha adından söz ettirecekmiş gibi görünüyor.
.
Karikatürleri görmek için TIKLAYINIZ.

Similar(Benzer) karikatür rekoru bu konuda herhalde!

.

17 Temmuz 2009 Cuma

Şirinler 2010’da beyazperdede

.
.
Yeşilin her tonu ulu ağaçların kalın gövdeleri üzerindeki kahverengi dallardan sarkıyordu renkli fularlar gibi. Ağaçların oluşturduğu sıranın hemen önünde ise bir dere akıyordu türkü söyleyerek.
Doğanın saati şeffaf ayaklarıyla telaşsız ve umursamaz bir şekilde yürürken, başlarına renkli kukuletalar geçirmiş minik ve mavi yaratıklar fırladı, girişini yeşil bitkilerin kapladığı karanlık bir kuytudan.
Onların hemen arkasından ise siyah cübbesiyle büyücü Gargamel ve onun kedisi Azman geliyordu telaşla. Gargamel ve kedisinin yakalamaya çalıştığı Şirinler, adımlarını kanatlandırarak ormanın başka bir kuytu köşesine gittiler ve onların izini kaybeden Gargamel’in kulakları tırmalayan sesi ağaçların boyunu geçip gök kubbeye ulaştı:
“Şirinlerden nefret ediyorum!”
Eminim ki bu sahne bir çoğunuza yabancı değildir. Zira en tanınmış çizgi filmlerden biri olan Şirinler’i izlemeyen yok gibidir. Yıllardan beri dünyanın her tarafındaki çizgi film tutkunlarını ekran karşısına kilitleyen Şirinler/The Smurfs, sinemaya uyarlanıyor.
Şirinler’i sinemaya aktaracak olan isim ise daha önce Evde Tek Başına 3/ Home Alone 3, Gerçek Öpücük/ Never Been Kissed, Scooby-Doo, Scooby-Doo 2: Canavarlar Kaçtı gibi popüler filmleri yöneten Raja Gosnell.
17 Aralık 2010’da gösterime girmesi planlanan filmde hem çizgi karakterleri, hem de gerçek oyuncuları aynı anda izleme şansımız olacak. Filmin hem iki hem de üç boyutlu olarak vizyona gireceği de bilinenler arasında.
Belçikalı çizer Pierre Culliford, 23 Ekim 1958’de Şirinler’i ve onların büyülü dünyasını çizgi roman formatında yarattığında muhtemelen tahmin edememişti bu sevimli mavi yaratıkların dünya çapında ne kadar büyük ilgi göreceğini. Komünist dünya görüşüne sahip olan ve bunu gizlemeyen Pierre Culliford, sınıfsal ayrımların, dinin ve kapitalizmin uğramadığı bir yer olarak tasarlamıştı Şirinler’in ormanın kuytu bir köşesindeki köyünü.
1981’de Hanna-Barbera tarafından çizgi filme uyarlandıktan sonra Amerika’ya doğru yola çıktı Şirinler. Bu durum Peyo adıyla bilinen Pierre Culliford’u çok üzdü. Sağlığı gün geçtikçe bozulan Peyo, 64 yaşında, Brüksel’de hayatını kaybetti. Ancak ünlü çizerin stüdyosu, yeni hikâyelerin doğuşuna tanıklık etmekten geri durmadı.
Şirinler denince akla ilk gelen kavramlardan biridir Komünizm. Çünkü bu film, Komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle dünyanın çeşitli ülkelerinde yasaklılar listesinde kaldı uzun süre.
Şirinler’in İngilizce adı olan Smurf’un, “kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar” veya “kızıl şapka altındaki sosyalist adamlar” (socialist man under red father-flag) cümlelerini oluşturan kelimelerin baş harflerinden türetildiği iddia edildi.
Şirin Baba’nın kırmızı kukuletası ile Karl Marx’ınkini andıran sakalı, Şirin Köy’de hiçbir tapınağın olmayışı, tanrının görevini üstlenen ve materyalizme göndermede bulunan doğa ana-zaman baba gibi figürlerin varlığı, tüm Şirinler’in komünal bir yaşam sürmesi, her şeyin ortaklaşa yapılması, tüm Şirinler’e yeteneklerine uygun bir görev verilmiş olması gibi özellikler, bu iddiaların temelini oluşturuyordu.
Hakkındaki tüm iddialara rağmen 1981’den beri dünyanın her tarafındaki çocukları mavi ve büyülü peleriniyle Şirin Köy’e ışınlayan Şirinler’i beyazperde de izlemek ayrı bir keyif olacak.
Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden
.

Cartoon Contest (Karikatür Yarışması)

.
.
4.Uluslararası Don Quichotte Karikatür Yarışması
“Uyum/Değişim”
"Entegrasyon" kelimesinin sözlük anlamı; bütünleşme, kaynaşma, uyum sağlama anlamına gelir. "Asimilasyon" ise; değişim, benzeşmek veya kendine uydurmak anlamlarını içermektedir. Birbirinden ayrı gibi görünen bu kavramlar, özellikle göç ülkelerinde ayrılmaz bir bütünün parçaları gibidir. Biri, diğerinin de varlık nedenidir, aynı zamanda...
Günümüzde, göçmenler ne yaşadıkları topluma tam olarak uyum sağlayabilmekte, ne de kendi etnik kültürlerini özgürce yaşayabilmektedirler. Bir göçmenin yaşadığı topluma uyum sağlama sürecinde kendi kültüründen uzaklaşacak kadar asimile olması, yani yabancılaşması da mümkün olabilmektedir. Günümüzde bir çok ülkede bunun örneğini görebiliriz. Oysa, gerçek anlamda "entegrasyon", yabancı bir ülkede kendi kimliğini kaybetmeden, değişime uğramadan yaşayabilmektir. Kişinin etnik kökeni ne olursa olsun, yaşadığı toplum ona etnik kültürünü ve dilini koruma hakkını kesinlikle tanımalıdır. Aksi takdirde bir "asimilasyon" yani "zorunlu değişim" söz konusudur.
Toplumsal yaşamda "ideal birey", diğer kültürleri ve halkları da kucaklayandır. Hedefimiz; "uyum ve değişim" kavramlarını birbirine karıştırmayan, bireylere özgürce kültürlerini yaşatmalarını sağlayan toplumlardır. Karikatür yarışmamızın amacı, gerçek anlamda yaşama geçirilemeyen bu sentezi "karikatür" sanatıyla gerçekleştirerek, göç ülkelerine gerekli mesajları iletebilmektir.
YARIŞMA KOŞULLARI:
1) Yarışmaya sadece internet üzerinden katılabilinir.
2) Yarışmaya en fazla 3 karikatür gönderilebilir.
3) Yarışmaya katılacak karikatürlerin daha önce hiçbir yarışmada ödül
almamış olması ve yayınlanmamış olması gerekmektedir. Aksi takdirde
ödülün geri alınabilmesi söz konusu olabilecektir.
4) Karikatürler A3 boyutunda, 300 dpi ve jpeg formatında olacaktır.
Siyah-beyaz veya renkli olabilir, her türlü boyama tekniği serbesttir.
5) Gelen karikatürler öncelikle (www.donquichotte.at) internet sitesinin
"bugün" bölümünde sergilenecektir. Böylelikle kopya karikatürlerin veya
şartnameye uymayan karikatürlerin elenerek, son zamanlarda oldukça sık
yaşanan ödül krizlerinin önlenebileceğini düşünüyoruz.
6) Yarışmaya son katılım tarihi:01 Aralık 2009
7) Değişik ülke karikatürcülerinden oluşan seçici kurul, gelen karikatürleri
Aralık ayında değerlendirecek, sonuçlar ise 15 Ocak tarihinde açıklanacaktır.
8) Ödül töreni Mart 2010'da Hollanda'da gerçekleşecektir.
(Kesin tarih ve sergi salonunun yeri daha sonra açıklanacaktır.)
ÖDÜLLER
- Birincilik Ödülü:1000 Euro
- İkincilik Ödülü:750 Euro
- Üçüncülük Ödülü:500 Euro
- “Semih Balcıoğlu”Özel Ödülü
- Mansiyonlar (10 adet)
ÖN SEÇİCİ KURUL:
Erdoğan Karayel, Hicabi Demirci, Oğuz Gürel, Hayati Boyacıoğlu, Ahmet Aykanat.
SEÇİCİ KURUL:
Marlene Pohle, Massoud Shojai, Marcio Leite, Marian Avramescu, Vladimir Kazanevsky, Valeri Kurtu, Amorim, Julian Pena Pai, Raed Khalil, Wİllem Rasing, Seyran Caferli, Nezih Danyal, Eray Özbek, Firuz Kutal, Hüseyin Çakmak, Hicabi Demirci, Erdoğan Karayel.
E-mail : donquichotte@donguichotte.at
.
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Mollasalihoğlu'nun Çizgisinden

.

Katılımcı arkadaşların dikkatine!

.
Arkadaşlar Merhaba
Kuşadası Belediyesi "Turizm ve Ekonomi" konulu 1. Altın Çizgi Karikatür yarışması 25 AĞUSTOS 2009 tarihine kadar uzatılmıştır. Ayrıca posta ve kargo tesliminde sorun yaşanmaması için 24 saat açık olan Basın Bürosu adresi ilave edilmiştir. Detaylı bilgileri eklerde görebilirsiniz. Herkese kolay gelsin. Selamlar
.

Bilgi için TIKLAYINIZ
.
Mustafa Yıldız

ALANYA'DA JÜRİ YARIŞMADAN ÇEKİLDİ!

.
.
Alanya'da bu yıl 9. kez düzenlenecek Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışmasının 6 jüri üyesi Alanya Belediye Başkanının parti değiştirmesi üzerine yarışma jürisinden çekildiklerini açıkladılar...
Bu yıl düzenlenecek 9. Uluslararası Akdeniz Karikatür Yarışması’nın sekiz jüri üyesinden altısı görevinden istifa etti. Alanya Belediyesi’nin desteklediği yarışmanın jüri üyeleri
Cihan Demirci,
Deniz Som,
Ercan Akyol,
İbrahim Tapa,
Kamil Masaracı ve Mahmut Karatoprak istifa gerekçelerinin Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu’nun yerel seçiminden üç ay sonra iktidar partisine transfer olması sonucu AKP’nin gölgesinin düştüğü bir ortamda bulunmak istememeleri olarak açıkladı. İstifa eden jüri üyeleri durumdan yarışmanın yabancı jüri üyesini de bilgilendireceklerini söyledi. Bu arada “Zaman Tüneli’nde Alanya” kitabını yazan Kamil Deniz ve resimleyen Prof. Dr. Nazan Erkmen de kitabın Alanya’da basımına ilişkin telif haklarını geri çekti.
.

Don Guıchotte 4. Karikatür Yarışması...

.