30 Mayıs 2009 Cumartesi

Nizamettin Mollasalihoğlu-Yazı

.
.
Gazetede yayınlanan günlük bir karikatürün serüveni
.
Sanatçıyı önce “yarın için ne çizeyim?” düşüncesi ve endişesi sarar.
Bu ahval üzere güncel olaylar üzerine yoğunlaşır.
Bu yoğunlaşma öyle bir hal alır ki sanatçı, zihinsel olarak dünya ile bağlarını keser.
Bilgi birikimi ve yeteneği ile dikkatini oluşturacağı eserin üzerinde toplar.
Sanatçı aynı zamanda oluşturacağı karikatürün daha önceden başkaları tarafından çizilip çizilmediğine de dikkat eder.
Oluşturacağı eserin konusuna karar veren sanatçı, öncelikle düz kâğıt üzerinde taslak çizimi yaparak eserin temelini atar.
Böylece sanatçı tüm maharetlerini bu taslak üzerinde sergiler. Siler çizer, siler çizer derken karikatürü çinileme (çini mürekkeple çizme) safhasına getirir.
Çinilemeyi tamamlayan sanatçı, karikatürü tarayıcıdan bilgisayarda kurulu olan photoshop programına aktarır.
Bu program aracılığı ile karikatürde düzenlemeler, düzeltmeler ve renklendirmeler yapar.
Konunun bütünlüğünü ifade eden ve varsa konuşma balonlarındaki yazıları yazar.
Son olarak karikatürüne imzasını atan sanatçının eseri yayına hazır demektir.
Buraya kadar anlatılanlar bir tekniktir.
Farklı sanatçılar farklı teknikler kullanması da söz konusu olabilir.
Günlük bir karikatürün ne kadar sürede tamamlanacağı konusunda bir şey söylenemez.
Öyle karikatürler vardır ki 10–15 dakikada, öyle karikatürlerde vardır ki 3–4 saatte tamamlanır.
Zaman ve emek olarak büyük bir itina göstererek hazırladığı eserine, gazetede yayına hazırlayanlar tarafından itina gösterilmemesi sanatçıyı üzer.
Karikatürünün gazetede net ve güzel bir şekilde yayınlanması da,bir sonraki gün için daha güzel eserin oluşturulması çalışmalarına sanatçıyı motive eder.
.
Nizamettin Mollasalihoğlu

3 Mayıs 2009 Pazar

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Nizamettin Mollasalihoğlu-Yazı

.
.
Nalına da vur, mıhına da…
.
Sabit bir noktaya bağlanıp aynı yörüngede dolanıp duran dolap beygirinin gözleri neden bağlanır bilinmez.
Gözlerinin bağlanması yetmiyormuş gibi bide boğazına zil takarlar.
Derken aklıma Temel’in fıkrası geliyor,
Milletvekillerinden birinin yolu Temel’in evinin önüne düşer.
Evin önünde dolap beygiri dönmektedir.
Dönen dolap beygirinin boğazında ki zil vekilin dikkatini çeker.
Vekil, Temel’e selam verdikten sonra beygirin boğazında asılı duran zili sorar,
“Beygirin boğazındaki zil ne işe yarar, efendi?”
Temel,
“Hayvan hareket ettuği sürece bu zil çalar, durduği zamanda zil durur biz da oni dehleruk,beyum.”
Vekil,
“İyi ama dururda başını sağa-sola sallarsa…”
Temel,
“Ah beyim ah, sizin gibi akıllı eşek buralarda ne gezer”
Fıkradan zilin ne amaçla hayvanın boğazına asıldığını anlamaktayız ama gözlerinin bağlanma nedenini bilemiyoruz.
Her neyse, gözleri bağlı veya değil, beygir yörüngesinde kendi işini yapma yeteneği sergilemektedir.
Ne sanatsal, ne hukuksal, ne bilimsel, ne dinsel vb. sahalara müdahale etmektedir.
Beygirin iş yapma yeteneği budur ve bu kadardır.
Kıskançlıklara ve ihtiraslara kapılmadan kendisine bir yörünge çizer ve o yörünge doğrultusunda yapabildiği işi yapar.
Dolaysıyla bu beygir izlediği yörüngenin yarıçapını alıp oluşturduğu dairenin alanını matematiksel olarak hesaplaması söz konusu değildir.
Kısaca; eşeğe nal çakan nalbantlar hayvana eziyet ve acı çektirmeden sadece mıhına vurarak nalı çakarlar.
Nalbant olamayanlar ise bu işi yapmaya kalkarlarsa; nalına da vururlar, mıhına da…
***
Nalına da vur, mıhına da vur
Vur diyenin çarkına vur
Şeytana da sor, meleğe de sor
Dön bir yol da kendine sor.

Nizamettin Mollasalihoğlu