4 Ağustos 2008 Pazartesi

Nizamettin Mollasalihoğlu-Yazı

.

Tespihimin taneleri
.
Fitne ve fesatlığı sözcüklerle karikatürize edebilir miyim diye balıklama dalıyorum hecelerin içine bu yaz sıcağında.
Ve başlıyorum yazmaya hece hece bilmece.
Mesleğim kaşıkçılık.
Sapını iyi oturttuğumdan, iyi kaşıkçı olduğumda söylenir Nizam-u Âlemde.
Kaşıkçılığım yanında hobi olsun diye tespihte yaparım zaman zaman.
Çok iyi tespih yaptığını savunanlara inat…
Yaptığım kaşıkların rengini beğenmeyip “ne bu kaşıklar? Hep aynı renk” diyenlere cevap olsun diye alacadan bir tespih yapmak gelir içimden.
Ve bir gün alaca tespihi yapmaya koyulurum ister istemez.
Kaşıklarımın rengini beğenmeyenler izlesinler diye de alaca tespihimi astım dükkânımın vitrinine.
Çok sonradan fark ederim ki, tespihin tanelerinden biri diğerlerinden çok farklı durum arz etmektedir.
Ama olan olmuş, tespih vitrine asılmıştır bir kere.
Birde şöyle düşündüm, dost dergâhında tespihin renginin ne anlamı olur ki?
Orada amaç Allah’ı zikretmek değil midir?
Dost bağını güçlendirmek değil midir?
Ama fitne ve fesatlık için münafıklara bu durum kaçırılmaz bir fırsat olmuştur.
Şaşırmadım, şokede olmadım.
Ve teselliyi “münafıkların her zaman şapkaları düşer, alınlarındaki ‘fitnedir, fesattır’ yazıları okunur” sözcüğünde aradım.
İşte bu yüzdendir ki münafıklar hiçbir yerde barınamazlar.
“Sabır zamana ilaç” diyerekten,“ya sabır” çekmek için tespihimi vitrinden alıyorum.
Ya sabır… Ya sabır… Ya sabır…

Nizamettin Mollasalihoğlu